WeeklyWorker

25.04.1996

Komünist Birlik için!

This article is a Turkish translation of the front page article. On International Workers’ Day we call on all revolutionaries in the UK to unite in the struggle for Party

Program taslağımızı Türkçe olarak ya yırılamaktan ve Türkiye devrimci hareketlerinden yoldaşların yorum ve eleştirilerine sunmaktan onur duyuyoruz.

Bu belge önsözde de belirtildiği gibi, partimizin önde gelen bir yoldaşının adına yayınlanıyor olmasına karşın, yoğun bir toplu araştırma ve - erı önemlisi - örgütümüzün toplu çalışmasının ürünüdür. Büyük Britanya Komünist Partisi’ni, Britanya’daki ileri işçilerin, gerçekten yığınsal savaşım partisi olarak yeniden çelikleştirme savaşımımızın odağına, her zaman program sorununu koyduk. Oportünistler partimizi 1991 ‘de biçimsel olarak tasfiye etmeye çalıştılar - ama devrimci bir örgüt olarak BBKP’nin ölümü, aslında binlerce sıyrığın kanaması’ süreci ile oldu.

Partinin bu yolla tasfiyesi, onlarca yıl içinde tamamlanan, oportünist programın  iflasıdır. Partinin  Lenincileri’nin savaşımı, Britanya işçi sınıfının öncüsünü bir kez daha yeniden devrimce bir programla silahlandırma savaşıdır. Bu anlamda önümüzdeki dönemde gerçekleşecek olan, partinin programını belirlemesi değil, programının partiyi belirlemesidir. Programda netlik için savaşım - hem teorik hem de pratikde savaşım gerektiren bu süreç - aynı zamanda partiyi kurmak için savaşımdır.

Programı Türkçe olarak yayınlamayı karar vermemizin nedeni, ülkemiz işçi sınıfı içinde Türkiye ‘den gelen işçilerin ve onların devrimci örgütlerinin eşi görülmedik bir yer yer tutmasıdır.. Doğal olarak Londra’ da - özellikle Hackney ve Harirıgey bölgelerinde - Türk ve Kürt kökenli işçiler belirgin, göreceli olarak kalabalık bir nüfusa sahiptir. Bu ülkenin işçi sınıfının diğer göçmen kesimleri gibi, Türk ve Kürt nüfus da baskı ve sömürü ile karşı karşıyadır. Jack Conrad’ın program taslağında yazdığı gibi, egemen sınıf “göçmen işçileri en düşük ücretli işçiler olarak kullanmakta ve onları bu konumda tutabilmek için, göçmenlik yasaları, polis baskınları ve sınırdışı etme kararları ile adi suçlu durumuna sokmaktadır.”

Ancak Türkiyeli işçileri eşsiz yapan, onların Londra’rıın bazı bölgelerinede yoğunlaşmış olmaları ya da her gün devlet baskısısı ile karşı karşıya olmaları değildir. Bu ülke proletaryasının diğer kesimlerine göreli olarak, işçi sınıfın bu kesiminin devrimci ve komünist siyaseti daha geniş ölçüde desteklemeksi gerçeği onları eşsiz kılmaktadır. Bu topluluk arasında komünist siyaset yığınsal bir olgudur.

Buna karşın bu topluluklardan çok az sayıda yoldaş Britanya devrimci hareketinin saflarında yeralmaktadır. Bu aşılması zorunlu olanan bir zaaftır.

Temel ilke

Bugün devrimci örgütler için Komünist Entemasyonal’in temel ilkesi olan “tek ülke - tek parti” ilkesini yeniden vurgulamalıyız. Komünistler açısından, kendisi üzerinde egemenlik süren devlete karşı savaşımak için tek bir örgüt içinde birlik, bir lüks değil, yaşamsal bir zorunluluktur.

Burjuvaziye karşı savaşımda işçi sınıfının kendi teorisi ve örgütünden başka silahı yoktur. Bu savaşta onun karşısına dikilen düşman, yüzyıllarla ölçülen bir egemenlik kurma ve muhalefeti - açık ya da östü örtülü yollardan - baskı altında tutma deneyimine sahiptir. Proletarya, bu ölüm-kalım savaşında düşmanına karşı, kendi saflarını içinde, ve onunla devrimci bir yolda birlikte savaşmaya hazır diğer halkı sınıfları içinde en genis birliği kurmak zorundadır.

Bu nedenle, Britanya’ da sınıfımızın bir kesiminin - hem de şanlı ve yaşayan bir devrimci geleneğe sahip bir kesimimin - devrimci hareket ile organik olarak bütünleşmemiş olması, mutlaka üstesinden gelmemiz gereken büyük bir zaaftır.

Amerika örneği

Britanya devletinde yaşayan ve çalışan tüm komünistleri, tek bir komünist parti içinde örgütlenmeye çağırıyoruz. Bazıları, bunun günümüz Britanya’sının somut koşulları nedeniyle- partinin etnik bileşiminde büyük bir dengesizlik yaratacağı itirazını ileri sürebilir. Yani böyle olursa, Büyük Britanya Komünist Partisi yeterince “Britanyalı” olamaz, diyebilirler.

Buna benzer bir durum Amerika Birleşik Devletleri’nde komünist hareketen ilk yıllarında yaşanmıştır.

1919 yılında devrimci savaşımın uluslararası dalgası doruğa eriştiğinde, Eugene Debs ‘m Sosyalist Parti’si devrimcileşen işçilerin çekim merkezi oldu. Bu işçile irin büyük bir bölümü yabancı kökenli - çoğunlukla doğu Avrupalı - idi. Doğal olarak bu işçiler Avrupada yer alan devrimci eylemlerden en çok etkilenenlerin başında geliyordu.

1919 Eylül ayında Sosyalist Parti’nin Bolşevikler yanlısı azınlığı ayrılarak Amerika’da komünist örgütü kurdu. Ancak bu genç komünist hareketin içinde keskin ayrılıklar vardı. Luis Fraina’nın yönetimindeki Amerika Komünist Partisi (AKP) içinde yedi doğu Avrupa kökenli yabancı dil konuşan federasyon ağır basıyordu. John Reed’ in yönetimindeki Komünist Emek Partisi (KEP) ise ABD koşulları ile daha yakından ilgili idi. Süregiden bu gerginlik, fraksiyonlara bölünmüş komünist hareketin, Komintern aracılığı ile 1920 yılının Mayıs ayında birleştirilmesi dönemindeki tartışmaların önemli bir konusu oldu.

Örneğin, 1927 Mayıs ayında yayınlanan “Partide Fraksiyonların Durumu üzerine Tezler” de, partinin yöneticileri şöyle yazıyordu:

“Partinin dil gurupları, günlük çalışmalarında, kendi propagandalarında ve yayınlarında, bugüne dek olandan daha büyük ölçüde Amerika’daki sınıf savaşıma ilgi göstermelidir. Partinin dil gurupları üyeleri arasında, kendini partinin genel çalışmasından tecrit ve çalışmalarını kendi milliyetlerinden işçiler ve örgütler ile sınırlama eğilimi, partinin yönetici organlarının sistematik eğitim çalışması ile aşılmalıdır ... ‘Baba memleketi’ ideolojisinin yerine, planlı bir çaba ile Amerikan işçi sınıfının tüm kesimlerine yayılan Amerikan devrimci sınıf bilinci geçirilmelidir” (James P. Cannon ve Amerikan komünizminin ilk yılları, s.431).

Günümüzde komünistlerin çalışmasına yol gösteren bir yetkili bir Komünist Enternasyonal yok. Britanya’ da, çeşitli ülkelerden sürgün komünistler ile Britanyalı devrimcilerin arasındaki açıklık, büyük ölçüde yerli komünist hareketin zayıflığından kaynaklanmaktadır. Ancak başka ülkelerde doğmuş devrimciler, burada da komünizmi canlandırmakda önemli bir rol oynama potansiyeline sahiptir.

Türk ve Kürt işçi sınıf toplulukları yerli Britanyalı nüfus içinde asimile olmaktadır. Bu kaçınılmaz ve - Lenin’in altını çizdiği gibi - ilerici bir olgudur. Burada kilit soru şudur - bu asimilasyon devrimci bir süreç mi olacak, yoksa bu zengin proleter miras kaybolup gidecek mi?

İdeoloji

Bir çok kez Türkiyeli devrimci hareketlerden yoldaşlar bize “tek ülke - tek parti” ilkesini benimsediklerini ancak sorunun, onların deyimi ile, “ideoloji” olduğunu belirttiler.

Onlar - Britanya’nın bir çok devrimci hareketi gibi - değişik geleneklerden gelen yoldaşların birleşmesinin olanaksız olduğuna inanıyorlar. Bizim açımızdan ise ana sorun program sorunudur.

Burada sunduğumuz programın geniş parametreleri içinde, örneğin Sovyetler Birliği’nin doğası üzerine bir dizi farklı yorumun bir arada aynı çatı altında bulunması olanaklıdır. Bu asla, işçi hareketini bölen köklü sorun üzerinde bilinemezci bir tutum alma anlamına gelmez. Tam tersine.

Bir parti içinde birlik, gerçekte, değişik eğilimler arasındaki teorik savaşımı daha da yükseltebilir. Ancak komünist birlik, Sovyetler Birliği tarihinin bir tarihsel yorumu üzerinde ve l 920’lerle 30’ların kesimse! kavgaları üzerinde biçimlenen bir olgu değildir. Komünist birlik özünde bir devrimci program çevresinde birlik demektir ve Lenin bize şöyle sesleniyor: Program, “bizim temel gurüşler imizi formüle etmeli; acil siyasi görevlerimizi net olarak belirlemeli; ajitasyon çalışması alanını belirleyen, ajitasyon çalışmasına birlik kazandıran, onu genişleten ve derinleştiren acil istemleri göstermelidir ...” (Lenin, Toplu Eserler, c.4, s. 229 - vurgular benimdir).

Komünist program birliği, devrimci teori ile devrimci eylemin birliğini temsil eder. Emperyalist Britanya devletinde yaşayan ve çalışan tüm komünistlerin görevi, bu gönüllü devrimci birlik için savaşrnaktır.

Mark Fischer